Sadettin Demirayak

Kitaplar

KUVA-YI MİLLİYE'NİN AYDIN'DA DOĞUŞU

Milli mücadele'de canlarını ortaya koyarak atıldılar. Amaçları sadece Yunan işgali altında yaşamamak ve evlatlarını yaşatmamak idi. Kendilerini feda ettiler. 1922 Eylülünden beri Aydın çukurunda huzur ve rahat içinde yaşıyor isek, Mustafa Kemal'in saygın ve kahraman askerleri 57. Tümen Kumandanı Albay Şefik (AKER), Binbaşı Hacı Şükrü, Binbaşı İ. Hakkı Hami, Nazilli Jandarma Bölük Komutanı (Arap) Yüzbaşı Nuri…, Yörük Ali Efe'nin ve Demirci Mehmet Efenin zeybeklerine, kızanlarına borçlu olduğumuzu unutmamalıyız.

 

Kitap'tan Bölümler

İngiliz General Hamburg’un Köşk’e Gelişi

Nazilli’de bulunan Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın yöneticileri Demirci Mehmet Efeye vaki olan telkinleri sonucu, Binbaşı Hacı Şükrü tarafından davet edilen general gelmeden önce, Köşk adeta boşaltılmıştır. Albay Şefik Çine’ye gitmiştir. Demirci Mehmet Efe Nazilli’dedir. Zeybek kuvvetlerinin başına vekâleten Arnavut Yaşar getirilmiştir (Nazilli Turan mahallesinde yaşamını sürdürmüştür).
Binbaşı Hacı Şükrü hayatından endişe ettiği için karargâh binasından ayrılarak topçu kumandanının ikametgâhına taşınmıştır.
“ General Hamberi (Hambrug ) maiyetindekilerle birlikte Köşk’e geldiğinde zeybeklerin başkanı sıfatı ile Rumelili Arnavut Yaşar karşılar.
General, Kuva-yı Milliye kumandanını sorunca,
—Vekili benim. Ne istiyorsun? General bu kez,
—Cepheyi görmek istiyorum
—Göstermem gezdirmem, sözleri üzerine münakaşa başlamıştır. General önem vermeksizin cepheye doğru atını sürmek istemiştir. Zeybek kuvvet komutanı olan Arnavut Yaşar’ın şakası yoktur. Ellerinde bulunan gümüş kaplı mavzerlerinin namlularını generale doğru uzatmıştı, emniyet kanadını çevirdi. Herkeste bir heyecan baş gösterince İngiliz General Hamberi’nin emrindekiler hemen ileriye atıldılar ve generali durdurarak geri döndürürler.
Geri gelen Hamberi, ( Hambrug )hiddetle,
— Bir İngiliz Generaline silah yönetmenin, ateş etmek istemenin insana neye mal olacağını bilmez misin? Arnavut Yaşar daha da sertleşerek,
— Sen de zeybekleri bilmezsin. Biz kendi devletimizi tanımadık, tanımıyoruz. Sizinkini hiç tanımayız.
Bu münakaşa bittiğinde, Nazilli’den, Demirci Mehmet Efenin treni istasyona geldi. Maiyeti ile birlikte trenden indi. Sakin bir şekilde İngilizleri hiçbir şey olmamış ve yaşanmamış gibi kahve ikram etmek için karargâha aldı.
General kendisine verilen sözden bahsetti. Demirci Mehmet Efe,
Kuva-yı Milliye kumandanı benim, dedi. Devamla,
— Yabancılara cepheyi göstermek askeri usullere aykırıdır. Siz bunu benden daha iyi takdir edecek mevkidesiniz.
Bu konuşmalar sonrasında sükunet avdet etmiştir.. Generalin maiyetinde bulunan bir Binbaşı Henri, Demirci Mehmet Efe ve maiyetini getiren lokomotifi istasyonda bekler görünce, Köşk’ten Aydın’a götürülmelerini ister. Maksatları tren yolunu görmektir.
General, Arnavut Yaşar ile karşı karşıya gelmişti. Binbaşı Henri’nin karşısına bu kez Galip Hoca çıkmıştır.
Galip Hoca (Celal Bayar) yüksek sesle,
— Raylar sökülmüştür. Köprülerde sağlam ve bakımlı değildir.
Binbaşı Henri, Galip Hocayı yukarıdan aşağıya süzer. Arnavut Yaşar gibi elinde mavzeri olmadığını görünce,
— İngiliz malını nasıl tahrip edersiniz?
— Merak etmeyin Binbaşı Efendi. Bedeli birkaç misli fazlasıyla ödenmiştir. Raylar da Türk toprakları üzerinde döşenmiştir. Konuşmalar bu şekli ile kapanmıştır. “
1919’da hem de işgal altında yaşayanlarımızın, yabancı misyon şefleri karşısında ülkemiz için gösterdikleri gayret ve çabaları görünce bu günün yöneticilerinin basiretsiz davranışları karşısında üzülmemek elde mi? O dönemin insanının topraklarımız için canlarını fedaya hazır olanlar ilerleyen yıllarda kendileri için devletin en yetkilisinden neler istediğini ibretle ve hayretle görebiliyoruz. Fabrikanın müdürlüğünü veya yardımcılığını değil de ne istediğini beraberce okuyalım.
“ Ekonomi Bakanı Celal Bey Efendiye
Kendimin sekiz nüfusa malik aile reisi olmaklığım hesabıyla sermayem ve sanat sahibi bulunmadığımdan iaşemi teminden aciz bir halde kaldığımdan sığınarak şu dileğimi takdim ve şeref uyandırmakla dileğim şu ki, İzmir ve Aydın havalisine Yunanlıların işgali sırasında Kuva-yı Milliye teşkilatını iştirak ederek bidayetten neticesine kadar bütün cephelerde bulunduğum gibi, Aydın Umurlu ve Köşk nahiyelerinde zat-ı âlinizle beraber bulunduğumuzu o canalarda ben Demirci Mehmet Efenin vekâletini ifa eden Arnavut Yaşar’ım…
Kendimi bildirmekten ve taciz etmekten gaye ve emelim ise Nazilli’de inşa edilmekte olan mensucat fabrikasında bekçi veyahut amele başı gibi işlerde bulunmak geçim derdimi gidermek için tayin ve tensip olunacak nesne ile idare etmek için tavassutu âlilerinizle şimdiki düşünce ve yoksulluğumuzdan kurtulmak ve aynı zamanda bir işle meşgul olmaklığım yolunun icabı takdirlerinize terkle sonsuz saygılarımla sunar ve yalvarırım. 4 Ocak 1936
Nazilli Turan Mahallesinden Rumelili Arnavut Yaşar ”
İngiliz generalinin Dalama’ya geliş ve gidişinin Kuva-yı Milliye üzerinde büyük etkisi olduğunu belirlemiştik. Bu tarihe kadar askerler, efeler, zeybekler ve gönüllüler arasında büyük bir ahenk vardı. Yaşanan olaylar üzerinde düşüncelerini açıklayan Albay Şefik’in değerlendirmesi şöyledir:
“…Ben iki gece Çine’de kaldıktan sonra Köşk’e döndüm. Demirci Mehmet Efe Nazilli’de idi. Yaşanan olaylarla ilgili olarak Binbaşı Hacı Şükrü Bey Arnavut Yaşar’dan, Arnavut Yaşar da Hacı Şükrü’den şikâyet ediyordu.
1. General ile temas eden ve Nazilli’den gelen heyetin Köşk karargâhına görünmeksizin gelip gitmiş olmaları,
2. Mezkûr heyeti oluşturan kişilerin veyahut başkalarının Hacı Şükrü Bey aleyhindeki kışkırtıcı sözleri,
3. Kazım Nuri Beyin sebepsiz olarak tutuklu bulundurulması,
4. Demirci Mehmet Efenin yardımcılığından ayrılmasını istemediğimiz Celal Beyin, efenin kemali itimat ile yanından ayırtmadığı bir arkadaşı iken Nazilliye gittiği günden beri kendi yanından uzaklaştırmış bulunması,
5. Demirci Mehmet Efe cephe karargâhı olan Köşk’te ikamet ederken, yer değiştirerek Nazilli’de ikamet etmeğe devam etmesi,
6. Tutuklu bulunan Umum Jandarma Kumandanı Ali Kemal Paşanın o anda tahliye edilmiş olması genel bir değerlendirme yönünden dikkatimizi çekmişti.
Bu hadiseler Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın herhalde İstanbul Hükümetinin işareti ile Aydın Kuva-yı Milliyesi’ne içinden vurduğu büyük bire darbe idi.
Nazilli’deki bu parti mensupları heyet-i milliyede en nüfuzlu burjuva sınıfından idi Görünüşte Kuva-yı Milliyeci hakikatte cidalin aleyhinde idi. Gece yarısı Dalama’ya giden heyetin İngiliz hâkimiyetine girme istemi fırkanın genel ilkesi idi.
Nazilli’de İlhami Beyin başkanlığında çalışan Hürriyet ve İtilaf Fırkası mensupları Demirci Mehmet Efeyi etkileme imkânı bulmuştur. Gizlice kendisini Nazilliye çağırdılar. Etkilemek için söyledikleri sözler. “Köşkte seni ellerini alanlar ittihatçılardır. Galip Hocanın adı Celal Beydir. Adını gizli tutmasının nedeni ittihatçılığını gizlemek içindir. Kazım Nuri Bey ittihatçılık sayesinde incir şirketi kurarak vali ile beraber milleti soydu. Yüz bin lira almadan bırakmamalı. Şefik Bey ittihatçıların fırka komutanıdır.
Eğer İngilizler ve Fransızlar bunların İttihatçı olduklarını bilseler hemen askerleri ile cephemizi dağıtırlar.
Hacı Şükrü Bey kim oluyor. Umum Kuva-yı Milliye kumandanı sensin millet seni tanır, onları tanımıyor, sözleri ile gururunu okşamışlardır. Ona heyeti milliye namına, Umum Aydın ve havalisi Kuva-yı Milliye Kumandanı Demirci Mehmet Efe unvanını verirler. Kocaman bir mührü efenin boynuna kaytanla takarlar. Bütün bu anlatılanlar sonrası neticesi şu oldu.
a) Demirci Mehmet Efe, Hürriyet Fırkası’nın nüfuzu altında girdi ve Köşk’teki karargâhı Nazilliye naklettirildi.
b) Heyeti Milliye kasasına üç yüz bin lira vermedikçe serbest bırakılmamak üzere ölüm tehdidi ile Kazım Nuri Beyi zeybeklerce tevkif ettirdiler.
c) Celal Bayar ve Şükrü Saraçoğlu gibi yüksek ve temiz münevver uzuvlardan Aydın Kuva-yı Milliyesi’ni mahrum ettiler.
d) Üzerinde Kuva-yı Milliye kumandanlığı unvanı bulunan Hacı Şükrü Beyi uzaklaştırdılar.
e) Yapılan seçimlerde Aydın’dan Hürriyet ve İtilaf Partisi mensupları Milletvekili oldular.



Baltaköylü Kadınlar

Nitekim Aydın ovasında savaş başlamıştır. Yunan kuvvetleri bütün güçleri ile saldırıya geçmiştir. Askerler ve milisler korkusuzca düşmanın üzerine doğru yürümektedir. Tek amaçları güzel Aydın'ımızı işgal eden düşman kuvvetlerini geri püskürtmektir. Haziran sıcağı, düşman üzerine akın akın hücum eden kuvvetlerimizi yıldırmamaktadır. Ter ve kan karışmıştır. Silah sesleri, vızıldayan kurşun milislerin üzerlerinden geçmektedir. Teğmen Kadri, askerlerin ve milislerin toprak siperler gerisine yatmalarını emretmekte, boşa kurşun atmamalarını söylemektedir.
57. Tümen Kumandanı Albay Şefik, Menderes köprübaşı gerisindeki savaş karargâhında, telefonla emirler vermekte ve dürbünü ile Aydın ovasındaki çarpışmaları izlemektedir. Yunan askeri Tellidede civarındaki bahçeler arasına kaçmakta iken çıkardıkları toz duman ağaçların görülmesini mani olmaktadır.
Albay Şefik'in dikkati ova üzerine yönelmiştir. Dikkatini dağıtan Baltaköy içinden gelen sesler olmuştur. Sabahın erken saatlerinde harman yığınları arasından, Menderes nehrine doğru kaçışan kadınlı erkekli köylülerin köylerine gelince ovada duydukları kurşun seslerini ve çarpışmaları anlattıkları için Baltaköy'de bir panik mi başladı diye düşünmektedir.
Baltaköy'de yalnız köylüler değil Aydın işgal edilince, oradan kaçıp gelen dost ve akrabaları hatta tanımadıkları kimselerde vardır. Aydın'dan göç edenler, bu kez Baltaköy'den de göçe hazırlık mı yapmakta diye merak etmektedir.
Albay Şefik, muharebenin olumlu sonuç alınacağından emindir. Planlarını ona göre yapmıştır. Aydın'ı avucunun içi gibi bilmektedir. Baltaköy halkının göç etmelerini istemez. Köyde gelişen bağırıp çağırmalarının hem kaynağını öğrenmek hem de köylülere güven vermek gerekir diye düşünür. Çare olarak yanı başında bulunan yaverini çağırır hemen emir verir.
- Ne oluyor Baltaköy'de. Kadınlar niye bağırıyorlar. Köyden göç etmelerine gerek yok. Bizler burada yanı başlarındayız. Bizlere güvensinler. Söylediklerimi aynen naklet.
Yaver askerce selam verip hemen atların bağlı bulunduğu ağaçların altına koştu. Atını aldı eğerin üzerine fırlaması çok seri oldu. Baltaköy'e doğru hızla gitti. Köy içinde dolaşmaya başladığında duyduğu sesler kulağında çınlıyordu. Önce mana veremedi. Kadınlar yüksek sesle,
- Fadime, follukta ne kadar yumurta birikmişse ben tencerede haşlıyorum.
- Bazlamalarımı pişirdim. Sacda son bazlama var.
- Odun baltasını nereye koymuştun Hatice?
- Ayranı iyice çalkala.
- Ayşe pamuk çapasını almayı unutma.
- Kocamı Çanakkale'de şehit verdim. Evladımı Aydın ovasında bırakmam.
- Dudu, orak nerde, harmanda mı kaldı yoksa?
Yaver bindiği atın üstünde köy sokağında dolaşırken bu sözleri duyabilmişti. Gördüklerine göre göç hazırlığı değil, bir savaş hazırlığı idi. Aynı hızla Albay Şefik karargâhına geri geldi. Duyduklarını ve gördükleri bir bir kumandanına anlattı. Albay Şefik rahatlamıştı.
Güngörmüş Baltaköylü Arşın Teyze, kısa süre önce Dalama pazarına gitmişti. İhtiyaçlarını aldıktan sonra tam döneceği sırada kadınların yüksek sesle konuşmalarına kulak vermişti. Dalamalı kadınlar duvar dibinde Aydınlı kahraman bir kadının konuşmalarını dinliyorlardı. Aklında kalanları düşündü. Dalama'da asırlık bir çınar ağacının altında toplatılan kadınlara iyi giyinmiş, güzel bir seccade üzerinde oturan genç Aydınlı hanım;
- Yunanlılar mahallemizi önce ateşe verdiler. Ben (üzerinde oturduğu seccadesini göstererek) işte yalnız bunu alarak, ancak üzerimdeki elbise ile kaçarak kurtuldum. Kaçamayacak kadar yaşlı annem ve babam orada kaldılar. Ne oldular? Hala bilemiyorum. Aydın'dan Yunanlılar gitmeyince evime dönmeyeceğim asla. Namusumun kefili kim olacaktır? Irzımızı, namusumuzu korumak için Aydın'dan buralara kaçıp geldim. Bizim için bundan büyük milli felaketimiz olabilir mi?
Arşın Teyze, bu konuşmayı düşünerek köyün yamacındaki ağaç dibine topladığı Baltaköylü kadınlara hitaben yüksek sesle bağırarak,
- Büyük harpte, Çanakkale'de, Galiçya'da, Kafkasya'da, Irak'ta, Filistin'de savaşarak canlarını feda eden bizim evlatlarımız değil mi? O yıllardan beri rahat yüzü gördük mü? Kimimizin babası, amcası, kimimizin de kocası oralarda kalmadı mı? Şimdi de Aydın ovasında savaşanları görüyorsunuz. Kurşun seslerinden kulaklarımız sağır olacak. Güneşin sıcağında, rüzgârın tozunda savaşanlar evlatlarımız değil mi? Biz de gidelim yanlarına. Onlarla birlikte savaşalım. Yanlarınıza hazırladıklarınızı alalım. Efelerimizi yedirelim içirelim. Gerekirse bu topraklar için şehit olalım. Analar, kardeşler, bacılar, kızlarımız öğle değil mi? Gün bu gündür!
Baltaköylü kadınlar Arşın Teyzenin konuşmasından çok duygulandılar ve coştular. Albay Şefik, boşuna endişe duymuştur köprübaşında. Yaverinin getirdiği haberler doğru çıkmıştır. Günlük kıyafetler içinde allı, pullu renk cümbüşü içinde şalvarları. Sıraya girmiş gibi marşlar söylüyorlar, ağızlarında yanık türküler eşliğinde karargâhın bulunduğu yere yaklaşmaktadırlar. Albay, bu tablo karşısında ağlamaklı olmuştur. Tam yakınına gelenleri, önünden geçmekte olanları dikkatlice baktığında, elindeki dürbünü masa üzerine bırakarak,
- Silah isterseniz vereyim. Sözlerine karşılık Baltaköylü kadınların başkanı durumundaki Arşın Teyze,
- Elimizde, baltamız var. Yeter ki efelerimizin yanına gidebilelim, demiştir.
Baltaköylü kadınların kimisinin omzunda toprak testi ve elinde tenekeden yapılmış tas. Kiminin elinde balta. Tara, hatta pamuk çapası. Güğümler içinde ayran. Sacda pişirilmiş bazlamanın kokusunu hissetmektedir kumandan. Küçük bir sepet içinde pişirilmiş yumurtalar. 57. Tümen Kumandanı Albay Şefik, sanki resmigeçitteymiş gibi duygulu. Akın akın Menderes köprüsüne doğru yürüyorlar. Toprak yolun tozu ortalığı kaplamıştır.
Köprünün epeyce ilerisinde, toprak siperlerden düşmana kurşun sıkan evlatlarının, kardeşlerinin hatta babalarının yanlarına hızlı adımlarla, ölüme koşarcasına Baltaköylü kadınlar gidiyorlar. Esir yaşamaktansa ölmeyi düşünen kadınlarımız. Baltaköylü kadınların en çok güvendikleri de asker ve milislerin başında, tanıdıkları Yörük Ali Efe, Kıllıoğlu Hüseyin Efe, Mesutludan Mestan Efenin bulunmuş olmasıdır.
Menderes köprüsünü geçer geçmez adımlarını biraz daha hızlandırdılar. Siperlere doğru koştular. Ateş hattına kadar sokulmuşlardı. Büyük bir heyecan içinde.
- Deyindi Aslanlarım, deyindi yavrularım şeklinde bağırdıkları gibi,
- Korkmayın yiğitlerim. Biz yanınızdayız. Sizinle beraberiz. Yunanı bu topraklardan, tarlalarımızdan kovmanız için sizleri doğurduk, diyerek avazları çıktığı kadar bağırıyorlardı.
Baltaköylü kadınların ateş hattına kadar sokulmaları, siperlerdeki Kuva-yı Milliyecileri teşvik ettiği gibi cesarette vermiştir. Bu olay emsali görülmemiş bir davranıştır.
Kadınlardan birisinin sırtında testi bulunmaktadır. Testi düşman cephesinden gelen bir kurşunla parçalanmış ama testinin sapı ve bir kısmı elindedir. Silah sesleri arasında, toz duman içinde yaşadığı olayların farkında değildir. Testinin su ile dolu olduğunu zannetmektedir. Elinde teneke tası yukarı kaldırarak testiden su doldurmak ister. Suyun akmadığını görünce testinin parçalanmış olduğunu anlamıştır.
Baltaköylü kadınlar siperler arasında sürünerek yürümektedirler. Köyden getirdiklerini dağıtmaktadırlar. Bazı kadınlarımız, kızlarımız tekrar Baltaköy'e dönemeden, Aydın'ın kurtuluşunu göremeden erkekleri ile birlikte şehit düşmüşlerdir.
Baltaköylü kadınlar Haziran 1919 da bu örnek davranışı göstermişlerdir. Vatanı seven canlarını feda eden kahraman olmuşlardır.
Öncülük eden Arşın Teyzenin köydeki zeytinlik ve bahçeleri sonraki tarihlerde Askeri depo yapılmak üzere istimlâk edilmiştir. Bedelini almak üzere Aydın'a çağrılmıştır. Arşın Teyze, görevli memura;
- Ailemden üç yiğidimi birer hafta ara ile Gelibolu savaşlarında yitirdim, Bu topraklarda askerlerimize helal olsun. Para pul istemem, demiştir.
Bu topraklar üzerinde yaşayan bizler, canlarını feda eden Baltaköylü kadınlarımıza karşı insanlık borcumuz yok mu? Hatırlamak için, anmak için bir şeyler yapmamız, düşünmemiz gerekmez mi dersiniz? Yoksa geçmişte yaşananlar beni ilgilendirmez mi diyorsunuz? Toprak için, bayrak için, namus için Türklük için savaşan kadınlarımız. Sizleri unutmayacağız.
Elbet bir gün, sizleri mezarlıkta değil, dikilecek olan heykelleriniz önünde saygı ile eğileceğiz.

 

İÇİNDEKİLER

SadettinDemirayak.com

ii