Sadettin Demirayak

Tarihi Araştırmalar

MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA ATÇA'DA YAŞANANLAR

Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşından mağlup çıkınca, imzalamış olduğu Mondros Mütarekesi ( 30 Ekim 1918 ) sonrası, silahlardan arınmış ve ordusu dağıtılmış durumda iken, emperyalist güçlerin verdiği karar doğrultusunda İzmir ve civarı Yunan askerleri tarafından işgal edilecekti.
Nitekim 15 Mayıs 1919 günü İzmir, ‘ABD- İngiliz- Fransız ve İtalyan' devletlerinin himayesinde hatta ABD nin Arizona Zırhlısı gözetiminde Yunan askerlerince işgal başlatıldığı sırada, Atça'da oturanlar "Yunan askerleri buralara kadar gelirler mi acaba ?" diye düşünmeye başlamışlardı.
İstasyon mahallesindeki kahvede oturanlar, İzmir tarafından gelecek olan trenlerden okunmuş gazete atarlar diye beklemektedir. Trenden inen bazı yolculardan duydukları haberler kötüdür. Hele istasyon şefinin kahvede oturan Atçalılara aktardığı haber ise daha kötü ve ürkütücüdür. Zira Yunan işgal kuvvetleri İzmir'den demiryolu boyunca Aydın'a doğru gelmektedir. Atçalılar, İngilizlerin Nazilli dahil Aydın ilinin işgal edilmesi yönünde Yunan Hükümetine izin verdiğinden haberdar değildir. Nazilli işgal edilecekse Atça önceden işgali görecektir.
27 Mayıs 1919 günü Aydın Yunan askerlerince işgal edilmiştir. Atçalılar, Menderes Nehrinin güneyine göç etmek veya kalarak mücadele etmek ikilemi arasında sıkışıp kalmıştır. Bir nesil öncesinde yaşayan ve mücadeleci olan "Anadolu İhtilalini" yaratan ve yaşatan " Atçalı Kel Mehmet " akıllarına gelmiştir. Çünkü; Osmanlı İmparatorluğu döneminde özgürlük ve fazilet için mücadele verilmesi pek görülmemiştir. Atça'lı Kel Mehmet bu nedenle önemli bir kişidir. Atçada başlattığı ve yaptığı Anadolu İhtilali bir özgürlük mücadele örneğidir. Sonucu ne olursa olsun, bedeli çok ağır bir şekilde sonuçlanmış ve ödenmiş olsa da, Aydın'da yaşatılan bu ihtilal çok dikkat çekicidir. Çünkü, Atça'lı Kel Mehmet'in arkasında hak aramak ve özgürlüğe kavuşmak için her kesimden katılımı olmuştur. Bu hareket yönetime karşı yapılmıştır. 1829-1830 yıllarında gerçekleşen bu hareketin içinde bulunanların torunları 1919 da bu kez Atça'lılar toprakları için, ırz ve namusları için, özgürlükleri için Yunan'a karşı savaşmanın gereğini inanmışlardır. Örnek alınacak kişi olarak ta Atça'lı Kel Mehmet'i akıllarına getirmişlerdir.

"... Atçalı Kel Mehmet Efe

Aydın dağlarında gezerim gayri
Yazıldı fermanım okundu gayri
Aldım martinimi çıktım dağlara
Dünya bir olsa tutulmam gayrı

Atçalı Mehmet'im bilsinler beni
Yoksulun yanında görsünler beni
Koyarım bu yola tatlı canımı
Dünya bir olsa tutulmam gayri

On iki yaşımda binerdim taya
Minnet etmezdim paşaya beye
Bizi yaman bildirmişler devlete
Dünya bir olsa tutulmam gayri ..... " 1


Özgürlük için, yaşadıkları toprak için gerekirse can da verilir diye düşünmeye başladılar. Atça'da, Atçalı Kel Mehmet için yakılan bu türküyü bilenler söylemeye, bilmeyenler de dinlemeye başlamışlardı. Bizler Atça'lı Kel'in torunları değil miyiz ? diyerek kendi kendilerine sormaya başladılar.
Kuva-yı Milliye için silahlarını alarak Yenipazar yöresine gidenler olmuştur.Aydın işgal edildikten sonra, işgal sırası Nazilli'ye gelecek haberleri yayılınca göç hızla ve artarak gerçekleşmeye başladı. Atçalılar uzaktan yakından akrabaları ve dostları nerede varsa oraya doğru atların, merkeplerin sırtında hatta kağnı arabaları ile eşyalarını yükleyerek gece karanlığında yollara koyuldular. Düşe kalka, Ak Musluk, Develi Kuyu, Küçük Kuyu yolları insan seli ile Menderes Nehri istikametine akıyordu. Kucaklarında bebeler ağlasa da," beraberlerinde gelen köpekleri havlasa da gidiyorlardı...
Milli Mücadele için Madran Dağları bizleri bekliyor diyen Atçalılar, artık Yenipazar'a Donduran'a ulaşmışlardır. Atçalı Kel Mehmet'in torunları olduklarını ispat etmek için, özgürlüklerine kavuşmak için, vatan ve namus için can vermenin savaşmanın zamanı şimdi geldi dediler... Yenipazar'a gidenler ve direnenler bu amaç için yollara düştüler. Arkalarına dönüp bakmadan, kalan evlerini ve eşyalarını düşünmeden... Çünkü Yenipazar'da güvendikleri Yörük Ali Efe'leri vardı.

3 Haziran 1919 günü Atça, Yunan askerlerince işgal edildi...
Barbar Yunan askerleri Atça istasyonunda trenden indiler. Sonra, sıralar halinde dizildiler. Verilen emir üzerine silahlarına süngülerini taktılar. Sokak köşe başlarında Yunan askerleri mevzi aldılar. Caddenin güvenliği bu şekliyle sağlanınca, askeri düzen içinde sıralanmış bulunan Yunan askerleri; kasabanın meydanına Rumca şarkılar marşlar söyleyerek, bağırarak yürüdüler. Belediye binası önüne geldiklerinde durdular. Uzun boylu iki Yunan askeri belediye binasının merdivenlerini koşar adım çıktılar. Önce bayrak direğine mavi beyazlı bir bez parçasını astılar. Bayrak direği karşısına sıralanmıştı askerler. Selam durdular. Zito diyerek bir şeyler söylediler. Sonrasında üç kez havaya ateş ettiler.
Sekiz - on çocuk korku ile bu olanları izledi. İçlerinde yerli Rum çocuklar da vardı. Rumca bilen yerli çocuklar, bilmeyenlere anlattılar, gelenlerin kim olduklarını ve neler konuştuklarını.
İşgal kuvvetlerinin kumandanı istasyonda kalmıştı. Atça kasaba meydanında mavi beyaz bez parçasının asıldığı haberi kendisine ulaştığında, etrafında küçük rütbeli subaylar olduğu halde, belediye meydanına doğru sert adımlarla yürümeye başladı.
Yunan askerlerine, Yunanistan'dan yola çıktıklarında Anadolu topraklarına ayak bastıklarında, kendilerini sevgi ile kucaklayacak insanların var olduğunu, Yunan askerlerinin boyunlarına çiçekten yapılmış takılar takılacağını söylemişlerdi. Hatta onlara, ellerini uzatacak ve kucaklayacak güzel kızlarla karşılaşacağı söylenmişti. Yunan askerleri bunları bekliyordu. Ama tam tersini gördüler ve yaşadılar. Kilitli kapılar, kapalı pencereler. Sokakta aç kalmış köpeklerin havlamaları ve kediler, havada toplu halde oradan oraya uçuşan akbabalar ve ses çıkaran kargalar.
Hayal ve gerçek karşısında, işgal kumandanının Atça'da ilk işi o tarihte Atça Belediye Başkanı olan HAFIZ MEHMET EFENDİ' yi tutuklamak olmuştur.
Tutuklama olayı üzerine, Yunan Makedonya'sından muhacir olarak Atça'ya yıllar önce gelmiş olanlar işgal kumandanlarına tercümanlık yapıyorlardı. Atça'da kalan yaşlılar bu muhacir komşularından Yunan işgal kumandanının Atçalılardan neler istediklerini öğrendiler.
Yunan işgal kumandanının ilk icraatı, göç etmeyerek Atça'da kalanlardan kendileri için tehlikeli olarak gördükleri ve düşündükleri yirmi kişinin isimlerini vererek derhal toplatılmasını ve kendilerine teslim edilmesini istemişlerdir. Toplanan bu insanlar Atça Yunan Bölük Komutanlığı karakol binası olarak kullanılan binanın avlusuna getirilmişlerdir. ( Karakol binası ilk işgalde Çelebioğlu Mahallesınde bulunan Bayman'ların kullandığı iki katlı bina idi. Sonrasında, bugünkü Atça Parkının Bayramyeri camisine yakın bulunan kısmındaki bina idi.Bu binayı Yunan askerleri 1922 yılında kaçıp giderlerken yakmışlardır. ) Atçalı yirmi kişi karakola alınınca, Belediye Başkanı Hafız Mehmet Efendi serbest bırakılmıştır. Yirmi kişilik isim listesini kim tespit etti, nasıl tespit edildi, kıstas ne idi iş birliği yapanlar kimler di ? Öğrenilemedi sonraki yıllarda...
Artık Atça'da Yunan'ın barbarlığı, zulmü ve vahşeti başlamıştır.
İşte vahşetin bir anlatımı;
"....Buna ilaveten, Yunan Tabur komutanı Bayramyeri mevkiindeki Camii Kebir'e bir manga asker göndererek her ezan okunuşta minarenin dibinde boru çaldırarak alay edip, ezan sesini kamufle etmek gibi kasti bir eyleme girişirdi.
Ramazan ayına rastlayan bu işgal döneminde Yunan askerleri teravih namazlarına engel oldukları gibi gündüzleri de caminin karşısında durup KAYDURE MİFUNAZ İSKASİYE diye küfrederlerdi.
Gece ev basarak erkekleri yakalayıp öldürüyorlar, evlerde buldukları kıymetli eşyaları, varsa para ve altınları zorla alıyorlar. Dahasıi alçakça yapılan zulüm, işkence, dayak ve yağmalar kısa süre içinde gerçekleştirilmiştir...." 2

İşgalin başladığı ilk günlerde, Yunan Bölük Komutanının bu sindirme hareketleri Atça'da halk üzerinde çok büyük korkular yaratmıştır. Yörük Ali Efe Müfrezesinin 15/16 Haziran 1919 Malgaç Çayı köprü baskını yapıldığı gün istasyon kahvesinde; hiçbir şeyden habersiz tarla ve bahçelerinden gelerek dinlenmek isteyenleri gören Yunan askerleri, kahveyi basarak orada oturanları tüfek dipçikleri ile dövmüşler, hakaret etmişlerdir. Hınçlarını alamayarak bu kişilerin ellerini bağlayarak götürüp bir depoya hapsetmişlerdir.

Yenipazar - Donduran Köyünden 98 yaşındaki Ali Fidan, 19 Mayıs 2008 günü köy kahvesindeki sohbetimizde, işgal yıllarında yaşadıklarını anlatırken, "... Çocuktum 3-5 sığırımız vardı. Menderes Nehri yakınlarında tarlamız vardı. Babamın talimatı üzerine sığırları sabahtan tarlamıza bırakmıştım. Akşamüzeri sığırları almaya gittiğimde iki silahlı Yunan askerinin yanlarındaki bir sivil ile birlikte sığırlarımızı götürmekte olduğunu gördüm. Hırsızlar !... diye bağırdım. Elime geçirdiğim taşı üzerlerine doğru fırlattım. Yunan askeri durdu. Üzerime doğru silah doğrultup ateş etti. Korktum. Geriye doğru kaçtım yatarak ağaçlıklar arasına saklandım. Ama sığırlarımızı Yunan askerleri çalıp Atça'ya götürmüşlerdi..."
Atça halkı Yunan işgal ordusunun zulüm ve vahşeti ile beraber yaşamaya devam edip edemeyeceğini düşünmeye başlamıştır. Gözleri güneydeki dağlardadır. O dağlara ulaşmanın yolu Menderes Nehrini geçmekle mümkündür. Ramazan ayının iftar ve sahur yemeklerinde ev içinde ve komşularla birlikte düşünülen konudur artık göçmen olmak. Atçalı Gurbetin Ali Efe bu düşüncenin mimarıdır. Yenipazar'ı avucunun içi gibi çok iyi bilmektedir. Zeybektir. Yörük Ali Efe'nin kızanıdır. Onunla temas halindedir.

Demircilerin Ali Efendi, bir gece Atça Akmusluk mevkiindeki bahçe içinde Gurbetin Ali Efe ile görüşmüş ve kaçma planlarını açarak geçit yollarını öğrenmişti. Düşündüğü plan gereği, eşini ve on beş yaşındaki kız kardeşi Hatice'yi de alarak sahur yemeği sonrası alaca karanlıkta yalın ayak evlerinden dışarı çıkmışlardır. Yollar tenhadır, sessizlik içindedir. eşyalarını almışlardır. Hatice'nin eline de yumurta sepetini vermişlerdir. Yumurtalar kırılmasın diye saman içine konmuştur. Hatice sepetin altındaki para ve altınlarının varlığını bile bilmemektedir.
Demiryolunu hattını geçtikten sonra korkuları azalmıştır. Ama ne çare.Tam Küçük Kuyu mevkiine geldiklerinde devriye görevi yapan Yunan askerleri ile karşılaşırlar. Silahlar üzerlerine doğrultulduğunda korkudan oturup kalmışlardır. Üzerleri Yunan askerlerince hoyratça aranmıştır, itilerek kakılarak. Demircilerin Ali Efendinin cebindeki mecidiyeler, tütün tabakası ve çakı bıçağı zorla alınmıştır. Hatice'nin sepeti aranacağı sırada, yumurtaları teker, teker saman içerisinden küçük parmakları ile alarak kum üzerine bırakılırken, Yunan askeri Hatice'nin tuttuğu sepeti elinden alarak kocaman avuçları ile sepet içerisine sokup yumurtaları sert bir şekilde kum üzerine fırlatınca bir- kaç tanesi kırılmış ve yumurtanın sarısı kumda dağılınca, Hatice hıçkırarak ağlamaya başlamıştır. Bu sıra Develi Kuyu mevkiinden bir silah sesi gelir. Yunan askerleri, aramayı bırakarak o tarafa doğru koşmaya başlarlar.
Demircilerin paraları ve altınları tesadüfen bu silah sesi ile kurtulmuştur. Hatice,( Özel ) yerde sağlam kalan yumurtaları tekrar sepet içine koymaktadır. Yukarı yoldan gelenler Demircilerin Ali Efendi gurubuna yetişmişlerdir. Onlarla birlikte Menderes Nehrine doğru hızlı adımlarla yürürler ve sala ulaşırlar. Sal ile geçilir karşıya. Yenipazar'da tanıdıklarının yanlarında aylarca göçmen olarak kalırlar, ta işgal sonlarına kadar...
Atça'da yaşananları biri anlatılır akıl izan sahiplerine. Bu anlatım Yörük Ali Efe'ye kadar ulaşır. Çine'de askerler ile efeler anlaşmışlardır. Bir müfreze kurulmuştur. İşgalci Yunan askerlerini yandan vurmak için. Müfrezenin adı 57. Tümen Kumandanı Albay Şefik tarafından konmuştur. Yörük Ali Efe Müfrezesi...

"Yörük Ali Efe Müfrezesi " Çine'den yola çıktıklarında on yedi yiğit kişiden oluşmuştur. Bunlar ölümü göze almışlardır. Hem kendileri, hem de kendilerinden sonra gelecek olan nesillerin hür ve bağımsız olarak yaşamlarını temin etmek için. Çine'den Donduran'a doğru. Zaman içinde çoğalmışlar ve azalmışlardır. Üç gün süren Donduran köyündeki bekleyiş ve plan hazırlıkları artık tamamlanmıştır. Malgaç Çayı köprü baskınına gece yarısı yola çıktıklarında, müfrezenin sayısı ise atmış kişiye ulaşmıştır. Bu korkusuz ölüme gidenlerin arasında aktif olarak çalışan Atça'lı Gurbetin Ali de vardır. Donduran köyü ile köprü arasındaki bahçe yollarını adım, adım bilen odur. Onun rehberliğinde yol alınır.

16 Haziran 1919 gecesidir. Müfreze sahur vakti sessizce yollarda yürüyerek Yunan askerlerinin bulunduğu yere kadar geldiler. Yunan askerleri Atçalılara ait çavdar tarlasının ortasında kurdukları çadırlarda derin uykudadırlar. Nöbetçi Yunan askeride taş üzerinde oturmuş meşe ağacının gövdesine dayanmış yarı uykudadır. Kızanlardan Sağırın İbrahim, meşe ağacının arkasından usulca süzüldü. Nöbetçiyi gık demeden boğdu elindeki iple. Sonrasında hançerini kalbine saplayıverdi.
Yörük Ali Efe Müfrezesi üç koldan Yunan askerlerinin üzerlerine saldırdılar. Hepsini etkisiz hale getirdiler. Çadırların içinde ne kadar silah varsa aldılar. Makineli tüfeklerini de. Bol miktarda mermileriyle birlikte. Yunan askerlerinin yirmisi Atça topraklarına ayak bastıklarının on dördüncü günü ölümle tanıştılar. Yunanistan'a toplu giden cesetlerin Atça topraklarında akan kanları kalmıştır. Yörük Ali Efe'nin çok sevdiği ve güvendiği, Atça'lı Gurbetin Ali Efe'nin mavzerinin tetiğini çeken ellerine sağlık diyesi gelir insanın...
Çünkü onlar, Milli Mücadele için direnen ve ölüme gidenlerdi. Gittikleri yol, zulme ve esarete karşı direniş yoluydu. Namuslarını ve topraklarını kurtarmak yoluydu. İnandılar ve ölüme koştular. Albay Şefik, Çine Yağcılar Köyünden yola çıkarken, onların yanına güvendiği genç subaylarını vermişti. Zaten; Kuva-yı Milliye kurulurken Yörük Ali Efe, kumandan Albay Şefik'ten subay ve silah istemişti.
Malgaç Çayı baskını, Atça sınırları içerisinde yapılan ilk baskındır. Bu baskın ayni zamanda, Aydın Cephesinde düzenli olarak yapılan Türk Kurtuluş Savaşı'nın başlangıç noktasıdır. Türk Milletinin asla esareti kabul etmeyeceğinin dünyaya ilanıdır.
Malgaç Çayı baskınının planlamasını yapan 57. Tümen Kumandanı Albay Şefik, Yörük Ali Efe müfrezesi emrine, güvendiği subaylardan Levazım Yüzbaşı Çerkez Ahmet'i, Giritli Teğmen Zekai Beyi ( Kavur ), Köyceğizli Asteğmen Necmettin (Aydınalay ) vermişti. Sonrasında İstanbul Harbiye Nazırlığına şu telgrafı çekti.
Bu telgrafı çekmek zorunda idi. Çünkü Mondros Mütarekesi uyarınca Osmanlı Ordusu dağıtılmıştı. Subaylar ve askerler terhis edilmişti. Silahlar İngiliz, Fransız ve İtalyan subaylarına zimmet karşılığı teslim edilmesi lazımdı. Baskında subayların bulunduğu veya silahların kullanıldığı anlaşılırsa, Osmanlı Devletine daha ağır yaptırımlar uygulanabilirdi. Bunu önlemenin yolu baskını yapanların, Yunan askerlerini öldürenlerin çeteler olduğu hissini vermekti. Nitekim bu telgraf ile amacına ulaşmıştır.
Çekilen telgraf
"... Harbiye Nazırlığına
Çine / 17 Haziran 1919

Aydın'ın 30 kilometre doğusunda Sultanhisar civarında Malgaç köprüsünü bekleyen Yunan askerlerinin baskına uğrayarak, bazılarının öldürüldüğü,Malgaç köprüsü ile Atça arasındaki şimendifer köprülerinden birisinin bomba ile tahrip edildiği; bu vakaların SİVİLLER tarafından Yunan işgali aleyhine vuku bulduğu haber alınmakta arz olunur..
Fırka 57. Kumandanı Mehmet Şefik " 3

Bu baskın, Yunan işgal kuvvetlerini korkutan bir baskındır. Bunun sonucudur ki Yunan kuvvetleri Aydın'ın hem doğusundan hem de batısından geri çekilmek zorunda kalmıştır.
Nazilli'den Aydın'a doğru geri çekilirlerken 19/20 Haziran 1919 gecesi, Nazilli'den on beş - yirmi kişiyi, Atça'dan on beş kişiyi Sultanhisar'dan da beş kişiyi yanlarında alıp götürmüşlerdir. Bu götürme kendi emniyetlerini koruma amaçlı olarak düşünülse de Köşk istasyonuna kadar geldiklerinde kendilerine bir saldırı olmadığını görünce bu insanlarımızı süngüleyerek ve trenden atarak öldürmüşlerdir. Süngülenerek öldüğü zannedilen ve trenden atılan Nazilli'den Emekli Binbaşı Kenan Bey'in sonraki yıllarda anlatımından öğrenilmiştir.
Kenan Bey ile beraber götürülenler arasında bulunan Hafız Mehmet, Hacı Mahmut, Tahsil Memuru Ali Rıza ise öldürülmüşlerdir. Atça'dan alıp götürülenler de ayni akıbete uğramışlardır.

Atça'da Yunan askerlerince öldürülmek üzere evlerinden geceleyin toplanan ve götürülen insanları gören ve olayları yaşayan Atçalı Mollavelioğlu Hasan'dır. Yörük Ali Efe ve arkadaşları Nazilli dönüşü Atça'ya geldikleri sırada, Yörük Ali Efe'nin sorması üzerine;
"Efem, Çocuklu Mustafa Ali'nin babasını Kul Habibin bahçesindeki kuyuya attılar. Dokuz Ahmet'i kurşuna dizdiler. Solağın Ali Rıza'yı kuyuya attılar. Sırtmacın Ali ile Solağın Mustafa'yı süngülediler. Bunca vahşi cinayetler yüzde yüz yerli Rumların delaleti ve hatırı için işlendi. Atçalı Celep Foti her gün Yunan Yüzbaşı ile beraber oturup konuşuyordu..." 4
Atça halkı on yedi gün süren ilk işgal yıllarında bu acı kayıplarla karşılaşmıştır. Yunan işgali başlamadan göçmen olarak başka köy ve kasabalara kaçamayanlar ya esaret altında yaşamayı ya da işbirliğine zorlanmışlardır.
Malgaç Çayı köprü baskını sonrası, Yunan işgal kuvvetleri Umurlu - Çayyüzü hattı doğusuna çekildikten sonraki dönemde Nazilli - Umurlu arası bir yıllık bir süre içinde işgalden kurtulmuştu. Yaralarını sarmak ile meşguldü. 57. Tümen Kumandanı Albay Şefik, Kuva-yı Milliye de bulunan asker ve efelerin ihtiyaçlarının giderilmesi yönünde Nazilli'de toplantı yapılması ve toplantıda seçilecek olan heyetin devamlı olarak Nazillide bulunmasını istemişti
. 57.Tümenin Kumandanlık sınırları Antalya- Isparta- Burdur- Denizli -Muğla ve Aydın illerini içeriyordu. Her kasabadan bir delege istendi ve seçilen delegeler Nazilli'de 6 Ekim 1919 tarihinde toplandılar. Atça'yı temsil eden delege Muallim Cemal Bey idi.
Atçalı Cemal Bey, Nazilli'deki " Heyet-i Merkeziye " içinde görevliydi. Başkan ise, Buldan delegesi Avukat Sami Bey idi.
Milli Mücadelenin başarıları görülmeye başlayınca, emperyalist güçler tahammül gösteremediler. Kullanabilecekleri Osmanlı yöneticilerini ve insanlarını İstanbul'da, Bolu- Düzce yörelerinde Aznavuru, Konya da Delibaşı buldular. "..Din elden gidiyor. Biz Padişahımıza bağlıyız. .." yazılı beyannameleri uçaklarla dağıtan İngilizlerdi.
Milli Mücadelenin başladığı yıllarda ve öncesinde Atça'nın mera ve çayırlıkları bol olduğundan 57. Tümenin atlı süvarileri Atça'da bulunuyordu.
Yörük Ali Efe, 22 Şubat 1920 tarihinde Menteşe ( Muğla) Kuva-yı Milliye Başkanlığına Atça'dan çektiği şifreli telgrafta

" Atça'da toplanmak üzere atlı zeybeklerin hazırlanmasını istemiş ve onları alıp Atça'ya getirmesini emretmiştir." Bu telgraf metni Osmanlıca olarak resmi kayıtlarda görülmektedir. Nitekim bu emir üzerine Hacı Ali,
17 Nisan 1920 tarihli bir telgraf ile; " kırk dokuz asker ve zeybek ile Atça'ya geldiğini, bir askerde Atça'dan alarak, elli asker ile harekete hazır bulunduğunu" Yörük Ali Efe'ye bildirilmiştir.
Yörük Ali Efe Mart-Nisan 1920 tarihlerinde Muğla'da özellikle Ula'daki Hamza Bey'in köşkünde geçirdiği sürelerde, Milli mücadele için savaşacak atlıları temin etmiştir. Büyük bir moral desteği ile yeni kazandığı kızanlarla birlikte Atça'ya dönmüştür. Muğla'dan gelen atlılar arasında Muğlalı Mıstık ve Apalı ( Yatağan ) Şeyh Mehmet de bulunmaktadır. Bu iki kızan Atça'ya geldikten sonra Yörük Ali Efe'nin başına dert olmuştur.
Bu tarihlerde Mustafa Kemal, Aznavur isyanı bastırılması yönünden Albay Refet Bey'den ( Bele ) yardım istediğinde Refet Bey de hemen 57. Tümen Kumandanı Albay Şefik Bey'e başvurmuştur.
Tümen kumandanı Şefik Bey, Yörük Ali Efe'ye 100 kadar atlı zeybeğin derhal Nazilli'ye ulaştırılması için telgraf ile istekte bulunmuştur. Bu telgrafı alan Yörük Ali Efe telaşa kapılmıştır. Çünkü ummadığı ve tahmin dahi edemediği bir olayı yaşamıştır. Hemen Atça merkezinden bir telgraf çeker cevap olarak

"
4.5.1920 tarihli telgrafınızı aldım. Vatan meselelerinde herkesten evvel atılacağımızı bileceğinizden eminim. Bahis mevzuu olay için Atça'da bulunan süvarilerimizi göndermek için kendim hatta harekete hazır bulunduğum bir sırada, Muğla'dan beraberimde getirdiğim Şeyh Mehmet ve Mıstık adındaki zeybekler elli nefer maiyeti ile birlikte gece buradan firar etmişlerdir.
Bunların Muğla cihetine hareketleri malumunuzdur. Her ihtimale karşı tedipleri ( terbiye edilmeleri ) icap ettiğinden onların yakalanmaları ile meşgulüz. Bu firar edenlerin tavırları Aznavur hareketine benzemektedir.
İnşallah himmetinizle, yakında muvaffak olacağımızı cenabı haktan niyaz etmekteyim. Bu babta vaki olacak emirlerinizi beklemekte bulunduğumu arz ile ellerinizden öperim." 5

Bolu - Düzce bölgesinde; Aznavur tarafından Milli Mücadeleye karşı çıkartılan isyanın bastırılması sırasında; Yörük Ali Efe'nin emrinde bulunan süvari birlikleri katılamamıştır. Katılmama sebebi ise, yukarıda belirtilen Muğla'ya doğru f i r a r e d e n kızanlarıdır.
İsyan bastırılması yönünden, bu kez Demirci Mehmet Efe'den yardım istenmiştir. Demirci Mehmet Efe tarafından yardım talebi olumlu karşılanmıştır. Çok güvendiği ve başarılı olduğunu inandığı Danişmentli İsmail Efe ile Sökeli Ali Efe'ye talimat vererek hazır olmalarını istemiştir.
Nazilli'de Jandarma kumandanlığı yapan Arap Yüzbaşı Nuri Bey'in emrine kızanlarıyla birlikte giren Demirci Mehmet Efe'ye bağlı efelerimiz Bolu - Düzce bölgesine gitmişlerdir. İsyan bastırılması sırasında bu birlikler içerisinde Atçalı zeybeklerimiz de bulunmakta idi.
Efelerimiz ve zeybeklerimiz kendi bölgeleri dışında meydana gelen Milli Mücadele karşıtlarına karşı savaş için giderlerken Mustafa Kemal'in " Parola Vatan, İşaret Namus " " Ya İstiklal Ya Ölüm " emir ve direktifleri doğrultusunda canlarını ortaya koymuşlardır. Efelerimiz iç düşmanlarla uğraşırken, Aydın yöresindeki Yunan işgal kuvvetleri boş durmamışlar, yerli Rum'lar arasından topladığı gençleri Ege Adalarında eğiterek takviye güç olarak aralarına almışlardır. Siperlere sürerek saldırı hazırlığına başlamışlardır. Efelerimiz ve subaylarımız bu hazırlığı geç fark etmişlerdir.
Haziran 1920' nin son haftasında Milne Hattı olarak belirlenmiş bulunan sınıra ( Musluca Çayı'nın Menderes Nehrine kadar uzanan hat ) Yunan Ordusu çok güçlü silah ve askerlerle saldırmıştır. Yunan askerleri ile Köşk dağlarındaki mevzilerinde savaşan asker ve efelerimiz zorluklar içinde kalmışlardır. Aznavur isyanı baskınından dönen Yüzbaşı Nuri Bey ve emrindeki askerler ile efelerimiz yetişmiştir. Yorgun ve bitkin oldukları için, siperlerde beklemekte olan ara - sıra Yunan mevzilerine saldıran Yörük Ali Efe emrindeki birliklere yeterince yardımcı olamamışlardır.
Yunan kuvvetlerinde asker ve top sayısı fazladır. Top atışları nedeniyle Musluca Köyü altlarındaki siperlerde şehit düşen asker ve efelerimizin etrafa dağılmış bulunan kafa, kol, bacak parmak kemikleri ne buldularsa toplanarak "Musluca Şehitliğine" getirilerek defnedilmiştir. Aydın'daki ilk şehitlerimiz bunlardır. Kitabesinde " VATAN İÇİN ÖLENLER BURADA YATIYOR. MİLLİ AYDIN ALAYI 1336 ( 1920 ) yazılıdır. Top atışları devam edince, üstün güç karşısında efelerimizin ve askerlerimizin tutunması zor olmaktadır. Aydın- Köşk dağlarındaki siperlerde beklemekte olan asker ve efelerimizin geri çekilişi ise çok hızlı gerçekleşmektedir. Bu durumu, kumandan olarak savaşın içinde bulunan ve kendi emrindeki subayları ile muhabere eden ve karar veren 57. Tümen Kumandanı Albay Şefik'in anlatımından net bir şekilde öğrenmekteyiz..

"... 24 Haziran 1920 sabahı Aydın Alayı ve Menderes Alayı Aydın ve Köşk dağlarında tutundukları bütün siperlerden çıkarak dağılmışlardı. Köşk'e geldiğimizde burasının da boşalmış olduğunu gördük. Sultanhisar'a geldik burası da boşalmıştı. Bir müddet bekledik. Alay ve taburlara mensup bazı efrat (erler ) geri çekiliyorlardı. Bunları durdurmak mümkün değildi.
Atça'ya geldiğimiz zaman akşam yaklaşmıştı. Burası da boşalmıştı. Dağlardan gelen muhtelif efrat cephenin bozulduğunu düşmanın gelmekte olduğunu yayarak bütün dağ köylerini ve demiryolu üzerindeki istasyonların bulunduğu yerlerdeki ahaliyi de göç etmeye sebebiyet vermiş olduklarını anladık.
Atça'da hicret etmemeye karar vermiş Yunan Makadonya'sından gelmiş birkaç muhacire rast geldik. Bunlar hicretin acısını tatmış olan insanlardı.
Bu adamlardan bir yaşlısını telgrafhaneye götürdüm. Atça'ya düşman gelmesi halinde Nazilli'ye şu yolla bir telgraf çekmesini tarif ettim. Kendisinden söz aldım...
Atça'da düşmanı beklemeye bir fayda yoktu. Yanımızda fazla insanda yoktu. " 6

30 Haziran 1920 günü Yunan askerleri ikinci kez Atça ve Nazilli'yi tekrar işgal ettiler. Ama Kuyucak'ta toplanan asker ve efelerimiz tekrar Nazilli'deki Yunan askerleri üzerine hücum ettiler. Yunan askerleri tekrar geri çekildiler.
2 Temmuz 1920 tarihli 57. Tümen kumandanı Albay Şefik'in Çivril'de bulunan birliklerine çektiği telgrafta;

 

" Çivril şubesine
Nazilli ve A t ç a elimizdedir. Telaş edecek hiçbir şey yoktur. İstirahat ve sükuneti ammeyi ihlal edenlerin hemen tevkifleriyle haklarında muamelei lazımenin İcrası...
Albay Şefik ..."

Takvim 3 Temmuz 1920 tarihini gösterdiğinde Atçalılar, Yunan işgali altına tekrar girdiler. İşgal yılları olan iki yıl iki aylık sürede çok acılar yaşamışlardır.

Lise ve üniversite öğrencisi olduğum yıllarda, Yörük Ali Efe'nin oğlu Alpaslan arkadaşımdı. Yaz tatili .Atça'ya gelirdi. Mezarlık yolu üzerinde arsaları vardı, başka gayrımenkulleri de vardı. Onun için mi gelirdi. Yoksa siyasal düşünceleri tartışmak için mi gelirdi bilemiyorum. Ne zaman Atça'da karşılaşsak Komünizmi tartışırdık nedense. ‘Ahmet'in Ali Kahvehanesindeki' küçük havuz başında. Babası Yörük Ali Efe'den neden bahsetmezdi. Alpaslan'dan neden babası hakkında bilgi edinmek için sorular sormadığımı hala üzülüyorum. Komünizmin faydasından veya zararından o yaşlarda tartışmak bizlere ne kazandırıyordu ki.
Bereket ki Tosunun Mustafa babamın arkadaşı ve komşumuz idi. Çok sert mizaçlı oluşu dikkatimi çekiyordu. Nedenlerini düşündüğümde, işgal yıllarında yaşadıkları ile ilgili olsa gerek diyorum. Hele Mollavelilerin Hasan, Çomaklı Şehitliğinde ölümle burun buruna gelen kişidir. Kenan Kuyusunda bahçe komşumuz olduğundan sohbetlerini dinlerdim. Onun kardeşi Mollavelilerin Bekir, kız kardeşimin kayın babası oluyordu. Öğrencilik yıllarında öğrenebildiğim anılar vardı. Hele Arap Şükrü, cami karşısındaki kahvemizin gece müşterisi idi. Bu değerli tarihi kişilerin anılarından kesitler sunmanın yararlı olacağı düşüncesindeyim.
Arap Şükrü'yü ( Kara ) ilk tanıyışım, Atatürk'ün ölümünden sonraki günlerdi. Atça'da İlkokul birinci sınıf öğrencisiydim. Bugünkü Atatürk Heykelinin bulunduğu yerin karşı köşesinde Ahmet'in Ali'nin kahvesi vardı. Kahvenin önüne kürsü konmuştu. Atça halkı toplanmıştı. Arap Şükrü kürsüde konuşurken Atatürk'ün bindiği trende makinistlik görevi yaptığını, trenin durduğu istasyonlarda halk ile yaptığı konuşmaları ve davranışları anlatıyor. Yüksek sesle " Atatürk ölmedi, Atatürk ölmedi " diye bağırıyordu. Çocukluk işte başka sözleri aklımda kalmadı.
Orta okul ve lise çağlarımda iken, meyhane dönüşü mutlak bizim kahvenin dışında oturur, şekersiz kahve içerdi. Çoğu kez çok sarhoş gezerdi. Elinden bastonu eksik olmazdı. Arap Şükrü'den nedense herkes korkardı. Marşandiz treninin vagonları çoksa Atça istasyonuna Nazilli'den gelirken lokomotifin çıkardığı sesten tren makinistinin ve ateşçinin ne yapması gerektiğini bilirdi. " Orayt , orayt dört kürek kömür at " diye bağırırdı kahvemizde oturduğu sandalyede. Elindeki bastonunu da yere vururdu. Son yıllarında cebinde taşıdığı içkisi ispirtoya dönüşmüştü. Artık gözlerinin net görmüyordu.
Yunan askerlerinden çok yerli Rumlara kızar ve küfrederdi. Çomaklı katliamından kurtuluşunu ve hayatta kalışını ebebil koşunun sesinde buluyordu. Yunan askerlerinin ve yerli Rumların süngüleriyle vurulup çukura itildikten ne kadar zaman sonrası toprak altından çıktığını hatırlamıyor, ama çıktığında bir ebebil kuşunun inleyen sesinin geldiği yöne doğru sürünerek gittiğini kuşa yaklaştıkça kuşun uzaklaştığını, yaklaştığında tekrar uzaklaştığını sonunda bir tarla içinde sıcak gübrenin üzerinde yığılıp kaldığını, ortalık ağardığında tarla sahibinin geldiğini anlatırdı. Tarla sahibi olan ailenin yardımlarıyla yaralı vaziyette Menderes Nehrinden öbür tarafa geçirildiğini oralarda tedavi gördüğünü, vücudundaki arazların aldığı süngü yaralarından kaynaklandığını söylerdi. Kendisini süngü ile yaralayan ve toprağa gömen Yunan askerlerinden çok, yerli Rumların ihbarcılığına küfreder dururdu.
Bu kurtuluşu ve hayata dönüşü, birkaç kez dinlemiştim kahvemizde. İnanmıyordum ama, babama sorduğumda doğru olduğunu teyit edince şüphelerim ortadan kalkıyordu.
Atça'da onun pamuk çırçır fabrikası vardı. Fabrika onun mu orada makinist mi idi Fabrika Yörük Ali Efe'ye mi aitti bilemiyorum. Annesi Arap Zehra'yı kapıları önünde gördüğümde korkardım çocukluğumda, diğer mahalle çocukları gibi.
Bu vahşeti yaşayan Arap Şükrü'nün durumu, yazılı belgelerde şöyle anlatılmaktadır..

"... Aynı akıbet ve faciaya maruz kalan Sultanhisar'ın Atça bucağından bir Türk makinist, aldığı 3-4 süngü yarasıyla öldü sanılarak diri, diri mezara gömülmüş ve mezar üzerindeki hafif toprak tabakasından bir delik bularak dışarı çıkıp Menderes'i geçmek suretiyle Yenipazar'a gelebilmiştir..." 7

Bu vahşet 24 Nisan 1921 tarihinde Atça'da yaşanmıştır.
Atça'da bahçe aralarında mevcut bulunan bazı su kuyuları kör kuyulardır. Dıştan bakıldığında hayvanların su içebilmeleri için düzgün su yalağı ve taş yapısı düzgündür . Ama içlerinde su yoktur. Nedeni ise, Atça'lılara vahşeti yaşatan yerli Rumlar ve Yunan askerleridir.

Ece Kuyusu bunlardan birisidir. Gacaroğlu Mehmet bu kuyuya atılmış ve üzerine taşlar yuvarlanmıştır. Mollavelioğlu Mehmet ile eşi Hatice birlikte kuyuya atılmıştır. Katliamın yapıldığı 24 Nisan 1921 günü Atça'lıların unutamayacağı bir gündür.
Atça - Donduran arasındaki yolun ikinci kilometresinde, Hasan Adıgüzel tarafından yaptırılan ve sonralarında Atça Belediyesi tarafından restore edilen ve bakımı yapılan Çomaklı Şehitliği vardır. Bu şehitlikte yatan ve kurtulanların son gece yaşadıkları tüyler ürperticidir. Yerli Rumların ihbarcılığı sonucu işgal güçlerine karşı tehlikeli olarak görülen ve isimleri tespit edilenler, önce Yunan Bölük Karakolunda toplanan on beş Atça'lı orada dövüldü işkence gördü, elbiselerden soyuldu, elleri arkalarından bağlandı, çarşı içerisinde gezdirilerek, süngülü Yunan askerleri arasında hakaretler edilerek süngülenerek gece karanlığında oraya kadar götürüldüler. Yunan kumandan ve askerleri ile birlikte yerli Rumlardan Celep Foti ve Kasap Lekoli'de bulunuyordu.
İkişerli olarak guruptan ayırt edilenlerin ellerine kazma kürek verilerek gömülecekleri çukurlar kazdırılmıştır. Daha sonra Yunan askerlerince süngülendikleri, satırla kafaları vurulup öldürüldükten sonra kazdıkları çukur içerisine iteklenmişlerdir.
Sonradan gelen iki kurban ayni işleme maruz kalmıştır. Kazdıkları çukurun toprağını bilmeden önceden öldürülmüş olan arkadaşlarının üzerine atmışlardır. Kendi mezarlarının çukurlarını kazdıklarının farkında bile değillerdir.
Bu işlemler devam edipte, sıra Mollavelioğlu Hasan ve Ayenoğlu Hüseyin'e geldiğinde, sonucun ne olacağını bildiklerinden kazma işlemini yaparlarken aldıkları kararı ayni anda uygulayarak ölümden kurtulmuşlardır. Çünkü ellerindeki kazma ve küreği ayni anda başlarında beklemekte olan Yunan askerlerinin kafalarına indirerek gece karanlığından yararlanarak kaçmışlardır.
Ayanoğlu Hüseyin, başından aldığı kasap satırı yarası nedeniyle, uzun zaman toplum içinde görünmemiş ve kız kardeşi Nazife tarafından evlerinin tavan arasında bakılmış ve tedavi edilmiştir.
Mollavelioğlu Hasan ise, gece karanlığından yararlanarak Donduran Köyü istikametinde yaradana sığınıp kaçmaya başlamıştır. Karanlığa sıkılan kurşun sesleri yanı başından geçmektedir. Ayakları tökezlenip düştüğü de olmuştur. Ama kalkarak geriye bakmadan Madran Dağının eteklerindeki ışıklardan Donduran Köyünü seçmektedir. Arkasından atılan silahlardan gelen bir kurşun vücudunu sıyırıp geçmiştir. Akan kanın sıcaklığını hissetmektedir. Nehir kenarına geldiğinde söğüt ağacının nehre inen dalları arasına gizlenmeyi düşünmüştür. Takip eden olmadığını hissedince, beklemiş sabahın olmasını. Bir müddet uyuduğunu hissetmiştir. Karşıda gördüğü köylülerden yardım isteyerek nehrin öte tarafına geçmiştir. Artık Yenipazar yolu açıktır. Kendisine yol boyunca bir tehlikenin gelmeyeceğini inanmaktadır. Yenipazar'a ulaştığında efesine kavuşmuştur.Yörük Ali Efe tarafından baktırılıp tedavi ettirilmiştir.
Elbiseleri kanlıdır. Haber ulaştırır Atça'ya. Habaların Şükrü'nün annesi Zülaha Teyze, Mollavelilerin Hasan'ın giyeceklerini bir sepet içerisine koyar. Develi Kuyu mıntıkasında bahçeleri vardır. O bahçeye gider. Sepet içindeki elbiselerin üzerinde örtü için kullandığı otlar vardır. Bahçelerinin güney kısmında bahçe komşuları arasında sınır belirlemek için kazılmış doğu- batı istikametinde çukur vardır. Aralıklı olarak karaağaçlar bulunmaktadır sınır boyunca. Bu çukur içinde gizlenmiş olan Mollavelioğlu Hasan, Zülahanın geldiğini hissedince hafifçe öksürür.Zülaha teyze önce korkar. Ama öksürük sesi Hasanın olduğunu hisseder. Etrafına bakınır. Kapıya kadar tekrar gider dışarı çıkarak tozlu yollarda insan varlığını kontrol eder yokluğunu hissedince Hasanın bulunduğu yere doğru koşarcasına gider. Çukur içerisine atlar ve sepeti Hasanın önüne bırakır. Hasan büyük bir sevinçle sepet içindeki çamaşır ve elbiselerini alır . Acele olarak oracıkta soyunur ve çamaşırlarını değiştırır. Üzerindeki kanlı elbiseleri çıkararak sepet içerisine koyar. Yeni getirilen elbiseleri giyer. Zülaha teyzeye teşekkürlerini sunar, yapılan iyiliğin ve fedakarlığın karşılıksız kalmayacağı sözünü vererek vedalaşır. Bahçeden bahçeye geçerek Aşağı Develi Kuyu yolu ile Yenipazar'a Yörük Ali Efe'nin yanına ulaşır.
Zülaha Teyze, sepeti bırakıldığı yerden alır. Bahçeden biraz daha ot toplar sepet içerisine koyar. Sepeti yerden almış koltuğuna geçirmiş ve bahçeden tam çıkacakken at üzerinde Küçük Kuyu istikametinden gelmekte olan Yunan devriye askerleri ile karşılaşır kumlu yolun ortasında...
Yunan askerlerinden korkar. Sorulduğunda ürkek sesle anlatmaya çalışır durumu. Tavukları için ot toplamaya geldiğini söyler. Yunan askerinin yanında bulunan yerli Rum, ‘ Bu kadınla zaman öldürmeye değmez , yolumuz uzun gidelim ' der Yunan askerine..
Yunan askerleri ‘ sepetini yere boşalt bakalım deseler ‘ veya orada sepetin içini arasalardı hayatı bitikti Zülaha Teyzenin. Korku ile evine döner Develi Kuyudaki bahçelerinden. Dönmesine döner ama korkusundan üç gün evden dışarı çıkamaz. Yatağa düşer hastalanır.
Komşumuz, Zülaha Teyze bunları anlatırken kimsenin duymamasını ister. Nedeni ise içindeki korkudur. Tosunun Mustafa ile kapı dibi komşu idiler.

Mollavelioğlu Hasan, Yunan askerlerinin kendisine ve arkadaşlarına karşı yaptıkları zulüm ve işkencelerin intikamını mutlaka alacağının sözünü vermişti Gurbetin Ali Efe ile bu kararını paylaşmıştı Planı beraberce düşündüler..Atça Veys Kuyusu ile Ala Kuyusu mıntıkasında Yunan askerlerinin nöbet tuttukları bir çardakları vardı.Geceleri dört-beş kişi bu çardakta uyuduklarını Mollavelioğlu Hasan ve Gurbetin Ali tespit etmişlerdi. Günlerce izlemişler.Çoğaldıkları günleri dahi biliyorlardı. İçlerinden birisinin o mıntıkada bahçesi bulunan bir Rum kadını ile ilişkisini dahi öğrenmişlerdi. Günlerce Rum kadının bahçesine geleceği günü takip ettiler. Rum kadın geldiğine, Yunan askerinin onunla beraber olacağını biliyorlardı. Bekledikleri gün geldi Sevinçten adeta uçacaklardı. Gecenin ilerleyen saatine kadar beklediler. Nöbetçi Yunan askeri Rum kadınının bulunduğu bahçe evine girdiğinde Gurbetin Ali, baskın yaparak çıplak vaziyette yatmakta olanları satırla vurarak öldürüverdi. Mollavelioğlu Hasan ve iki arkadaşı uyumakta olan Yunan askerlerinin çardak altına kadar sokuldular. Ellerindeki mavzer silahlarını ateşlediler. İki Yunan askerinin cesedinin düştüğünü gördüler. Diğer ikisi ise uykuda iken oracıkta ölmüşlerdi. İntikam alınmıştı. Gece karanlığında tekrar Yenipazar'a ulaştılar. Yörük Ali Efeye tekmil verdiler.

Komşumuz olan Tosunun Mustafa, pazartesi günleri meyhanede içki içtiği günlerde sokak başında bulunan oturak olarak kullanılan taş üzerinde oturur ve yanık, yanık türküler söylerdi. İşgal yıllarında yaşananları pek anlatmazdı ama, etrafında birkaç kişi toplandığında, herhalde övünç payı çıkarmak için olsa gerek. Yunan askerlerini nasıl etkisiz hale getirdiği elleriyle işaret ederek bazen de yere yatarak, siperdeymiş gibi tavırlar takınarak başlardı anlatmaya...
Atça Çomaklı Mezarlığı yolunda Nazilli'den gelmekte olan meyhaneci Niko'yu nasıl pusu kurarak öldürdüğünü anlatırdı. Alkolün verdiği etki ile yerlerde yuvarlanırken üstlerinin toz toprak olduğunu bile unuturdu Hey gidinin Mustafa sı sen bir kahramansın, derdi kendi kendine.
‘Bugün mutluyum. Niko'yu hatırladım. Kötü insandı. Yaptığı kötülüklerle gitti öbür dünyaya. Oraya göndermek bana nasip oldu. Onun ruhuna kadeh kaldırdım' derdi. Onun yaptığı mezalimi anlatır ve "Atçalıların intikamını ben aldım. Beni unutmayın Ben Tosunun Mustafa'yım" derdi.
Celep Foti ise kasap satırı ile çok Atçalının canına kıymıştı. Celep Foti'yi kimse unutmamıştı.Onu da, Nazilli yollarında pusu kuran Tekelin İbrahim, babasının intikamını alırcasına tek kurşunla öldürüverdi.
Yunan işgal kuvvetlerinin işkence ile öldürdükleri ve Yunan mezaliminin kurbanları olan özgürlük için canlarını feda eden Atça'nın bu değerli evlatları Atça Çomaklı Şehitliğinde yatmaktadırlar.

1. Adıgüzeloğlu Hacı Mehmet Ali Adıgüzel - 1866
2. Ahmet Adıgüzel -1902
3. Hüseyin Beyoğlu Haydar
4. Kayalıoğlu Mehmet
5. Kostakoğlu Tahir
6. Mollavelioğlu Mehmet
7. Tekelioğlu Hüseyin
8. Ramazanoğlu İbrahim
9. Akmetinoğlu İsmail
10. Yenipazarlı Emin Efendi
11. Gacaroğlu Ahmet
12. Sarhoş Mustafa

Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyeti kurmak için çıktığı yolda, özgürlüğümüz için, topraklarımız için vatan ve namus için canlarını feda eden Atça'lılar sizler rahat uyuyun kendi topraklarınız altında. Emperyalizmin uşaklığını yapan Yunan askerleri bu barbarlıklarının ve vahşetlerinin ayıbını hayatları boyunca unutmayacaklardır. Yeter ki biz Atça'lılar şehitlikte yatan bu insanlarımızı unutmayalım. Yeter ki HER YIL 21 NİSAN GÜNLERİ ÇOMAKLI ŞEHİTLİĞİNDE OLALIM...

Atça'nın kayıpları resmi belgelerde yazılı bulunmaktadır.

"...3000 evi bulunan bucak merkezi düşman ( Yunan ) tarafından yakılmış olup 286 ev yanmaktan kurtulmuştur Kasabada Yörük Ali Efe'ye ait pamuk fabrikası Yunanlılar tarafından tahrip edilmiştir. 12.000 nüfusu olan Atça'da ancak 5.000 kişi kalmıştır. Yunanlılar kaçışları anında kısa sürede 46 kişiyi öldürmüşlerdir. Şehitler enkaz aralarından ve kuyulardan çıkartılmışlardır. Bucakta 25 kadın ve kız Yunanlılar tarafından birlikte götürülmüştür. Atçalılara ait zeytinliklerle incir bahçeleri de tamamen yakılmıştır..." 8

Cumhuriyetimiz, Osmanlı Devletinin son yöneticileri gibi düşünenlere, Efelerimizin ve askerlerimizin kanları ile sınırları çizilen topraklarımız üzerinde kötü emelleri olanlara bırakılmayacaktır. Düşmanlarımızın kim olduğunu iyi bellememiz gerekmektedir. Yunan işgal kuvvetlerini gemileriyle İzmir'e getirenleri, Aznavur isyanını çıkarıp uçaklarıyla beyanname atanları, Kürt Şeyh Sait isyanını çıkartıp yine 1925 yılında uçaklarla beyanname atanları unutmadık unutmayacağız. 7 Mart 1925 tarihinde İngiliz uçaklarıyla Diyarbakır ve çevresinde atılan beyannamelerde bakınız neler yazılı idi.

"... Halife sizi bekliyor. Hilafetsiz Müslümanlar olmaz. Hiçbir Halife memleketten çıkarılamaz. Şiarımız, dindir. Şimdiki hükümet dinsizlik neşretmektedir. Şeriat istemeyiz. Kadınlar çıplaktır. Mekteplerde dinsizlik ilerliyor. " 9

Tarihimiz bizim için yaşam kaynağımız. Geçmişimizi öğrenemez isek geleceğimizin planlarını çizemeyiz.
17 Kasım 1922 günü, İsmet Paşa ve yanında bulunan Türk Heyeti İstanbul'dan Lozan'a hareket etmişti. Ayni gün Sultan Vahdettin İngilizlere sığınmış Malaya zırhlısı ile İstanbul'dan Malta'ya doğru yola çıkmıştı. İlahi Adalet.
Osmanlı Saltanatı yıkılırken Cumhuriyetin mimarları Lozan'daki müzakerelerde kıyameti koparıyorlardı.

Ayni günlerde, Başbakan Rauf Bey ( Orbay ) Mustafa Kemal ,Refet Paşa ve Fuat Paşa'ya evinde yemeğe davet etmişti. Davette Rauf Bey, Mustafa Kemal Paşa'ya "...Senin Cumhuriyet kuracağından korkuyorlar. Dedikodular giderek yayılıyor. Bazen o kadar abartıyorlar ki, eline bir fırsat geçerse, senin padişahı bile bu ülkeden kovacağını söylüyorlar..."

Aradan 88 yıl geçmiş olmasına rağmen Cumhuriyetimize karşı aynı sözleri duyuyor ve okumuyor muyuz? Bunu iyi düşünmemiz gerekmez mi? Dışarıda ve içeride hala Cumhuriyetimize karşı olanlar var mı yok mu?
Atça'da Yunan işgali ve sonrasında Yenipazar tarafına göçmen olarak giden ve oralarda büyük sıkıntılar ve acılar
içinde yaşayanlardan bir anıyı burada nakletmekte yarar görüyorum.
Öğretmen Fikriye Bilginer'in anne annesinin ( Devecilerin Hafize Hanım ) ağlayarak anlattıklarını dinleyelim.
1920 Haziran'ında Yunan işgal kuvvetleri gelmek üzere iken, yanında kızı ve sağmal ineği vardır. Konu komşular Yenipazar'a göç edeceklerdir. Kış günü zeytinliklerinden bol zeytin toplayarak yağını çıkarmışlardı. Toprak testiler zeytinyağı ile doludur. Zeytinyağlarını Yunan askerlerine bırakmamak için kadınca düşündüğü çare avluda bulunan dut ağacının altına gömmektir. Geceyi kazma kürekle toprak kazmakla geçirir. Üzerine minderlerini sererek uyudukları hasırları vardır. En alta hasırları yerleştirirler kızı ile. Sonrasında yağ dolu testilerini indirirler kazdıkları çukura. Testilerin üzerine yine hasırlar ve kullanılmayacak eskileri koyarlar. Çukurdan çıkarılan toprak tekrar doldurulur. Kabarmış toprak üzerine su dökülür. Üzerine de hasır serilir. Son gece, içi pamuk dolu uzun minderlerini sererler, Dut ağacının yaprakları esen meltemin etkisi ile kıpır kıpırdır.
Yaz sıcağını iliklerinde hissederek son kez uyurlar. Kabarık toprak vücutlarının ağırlıklarıyla iyice oturmuş ve eski haline almıştır.
Sabahın erken saatlerinde anne- kız uyandıklarında komşuları çoktan uyanmıştır. Sessizlik içinde hazırlıklarını yaparlar. Komşuları ile birlikte, herkes kapılarını kilitlerler. Son kez geriye dönerek kapılarını ve evlerine bakarlar.Sağmal ineğin sırtına ihtiyaç hissettikleri eşyalar yüklenmiştir. Taşıyabilecekleri eşyaları bohça yapmışlardır. Bohçaları kollarına takarak, eşyaları ile birlikte Menderes Nehrine doğru yol alırlar. Yenipazar'da çok sıkıntılı yılları geçer.
5 Eylül 1922 sonrası kızı ile birlikte döndüklerinde, evleri yanmıştır. Duvar dibinde ana- kız ağıt yakarak ağlamaya başlamıştır. Yanık kokulu binanın yıkık duvarları arasından çıkarabildikleri yataklarının üzerinde, dalları yanmış dut ağacının dibinde sabahlarlar. İşgalin acı yüzü.
Bereket toprak altına gömdükleri Zeytinyağı dolu testileri sağlamdır. Bir müddet geçimlerini bu yağları satarak yaşamlarını sürdürürler.

1919 yılında Anadolu topraklarına, işgale gelen Yunan askerlerinin toprakları 1941 yılında Alman Ordusunun işgaline uğramıştı. Toprakları verimli değildi. Açlık ve sefalet içinde yaşarlarken her gün Atina sokakları ve Pire limanı açlıktan ölen Yunan çocuklarının cesetleriyle ile dolu idi. Soykırımı gören Anadolu toprakları üzerinde yaşayan insanlarımız bu vahşet karşısında sessiz kalmadılar.
Ege'nin doğu yakasında yaşayanlar, batı yakasında ölen çocukların, kadınların çığlıklarını duyar gibi oldular. Onların acılarını dayanamadılar. İşgal yıllarında yaşadıkları ve Yunan askerlerinin yaşattıkları acıları bile unutuverdiler.

Cumhuriyetimizin Hükümeti 1941 yılında aldığı karar uyarınca İstanbul'dan ve İzmir'den KURTULUŞ isimli şilep ile Alman uçaklarının saldırını göze alarak, hem de dört kez Pire limanına gıda maddeleri taşıdılar. On beş yaşındaki Hatice ( Özel ) adındaki kız çocuğu, koltuğundaki sepetle; samanlar arasında Atça'dan Yenipazar'a taşıdığı yumurtalar bu kez tahta kasalar ve yine saman içinde Ege'nin öbür yakasındaki Pire Limanına taşındı.
1921 Nisanında Atça'da vahşeti yaşatan Yüzbaşı Kathehakis'in açlıktan ölmekte olan torunlarını, Anadolu'da vahşeti yaşayanların çocukları gönderdikleri yumurtalarla kurtardılar.

Kurtuluş isimli şilebimizin Pire Limanına geleceği günlerde liman içi ve dışı açlıktan inleyen Yunan halkı ile dolu idi. Ağlayarak bağırıyorlardı. Türkiye'nin gönderdiği gıda maddelerini alıp evlerine götürmek için.
Ege'nin öbür yakasında yaşayan Yunan halkı, asırlardır Türk'lerin insanlığını bir türlü öğrenemediler. Dahası savaşarak da ders almadılar.

24 Nisan 1921 yalnız Atça'lıların acısı değildir. Bu önemli günlerde, şehitliklerde törenler düzenlenirse tarih belleğimiz canlı kalmış olur. Yarınlarımızı daha güzel düşünebilir ve planlar çizebiliriz. Bizim için canlarını feda eden bu kahraman evlatlar toprak altında rahat uyumuş olurlar... Saygılarımla...

SADETTİN DEMİRAYAK

Dip not
--------------------------------------------------------------------------

1. İsmet Nadir Atasoy - Türkü Dostlar sitesi ( Aydın Yöresel Türküleri )
2. Türkiye'de Yunan Vahşeti ve Soykırım Girişimi - Genel Kurmay ATEŞE Başkanlık Yayını Ank. 1994 Cilt 1 Sayfa 32
3. Şefik Aker - İstiklal Harbinde 57. Tümen veAydın Milli Cidali
Cilt 2 Sayfa 78
4 Sabahattin Burhan- Yörük Ali Efe Destanı 1999 C.1 Sayfa 548
5. Şefik Aker - a.g.e. Cilt 3 Sayfa 183
6. Şefik Aker - a.g.e. Cilt 3 Sayfa 183
7. Genel Kurmay Ateşe Başkanlık Yayını - a.g.e. Ank. 1994 Cilt 1
Sayfa 157
8. Genel Kurmay ATEŞE Başkanlık Yayını - a.g.e Ank. 1994 .
Cilt 1. Sayfa 168
9. Ali Nejat Ölçen - Türkiye Sorunları Sayı 72 Sayfa 51

 

İÇİNDEKİLER

SadettinDemirayak.com

iii